16 Ocak 2017 Pazartesi

Helikopter Anne-Babalar Kimlerdir?


HELIKOPTER ANNE-BABALAR



Elbette ki konuyu bir uzmandan yazılmış hali ile değerlendirilmesi, okunması daha verimli olacaktır ancak ben de naçizane bildiğim kadarıyla ve gördüğüm kadarıyla bu konuda yazmadan edemedim.
Şimdiden konunun profesyonellerinden özür dileyerek azıcıkta olsa değinme gereği hissettim.

Helikopter Anne-Baba Kimdir?


Helikopter Anne-Baba terimi 90 lı yıllarda çıkmış ve  yazılan bir kitapta terime yer verilmiştir.
Helikopter Anne - Baba ne demek diye sorulsa nasıl açıklarım diye düşündüm. Benim henüz bir evladım yok. Ancak ebeveyn olan kıymetli dostlarım, arkadaşlarım var. Hatta bence bu tarz anne baba ile büyümüş yaşıtlarımın şu anda hayatta ki bire bir inceleme fırsatı bulduğum duruşları var.

Helikopter Anne-Baba

Bir kaç soruyla isterseniz anlatayım;


- Çocuğunuzun sorumluluk alamayacağına mı inanıyor musuz?
- Gözünüzde hala çok mu küçük?
- Ödevlerini siz olmazsanız yapamayacağına inanmıyor musunuz? Ya da oturup siz yapıyor musunuz?
- Hatalı olduğunu bildiğiniz halde, çocuğunuzun gönlünü hoş etmek çabasıyla bütçenizin yettiği kadarıyla hediyelerle sevindirmeye çalışıyor musunuz?
- Aldığı karar ne olursa olsun, ona güvenmeyip hayatına müdahil oluyor musunuz?
- Kendi kendine yetemeyeceğini düşünüp, yediğinden içtiğine, giyimine, özel hayatına birebir müdahale edip, sizin kararlarınızla onun hareket etmesini sağlıyor musunuz?
- Çocuğunuz haksız, suçlu olduğunda dahi, onun yanında insanlara karşı onu haklı çıkarıyor musunuz?
- Hayatına giren her bireyin onun dengi olmadığını, kıymetinin bilinmediğini, oğlunuzun veya kızınızın ezildiği hissine sıklıkla kapılıyor musunuz?
- Çocuğunuz kendini ifade edebilmesine rağmen, doktorda bizim ... mız ağrıyor, okulda biz bu konuyu anlamadık ve ödevimizi yapamadık, özel hayatında biz seninle mutlu olacağına inanmıyoruz, iş hayatında bu şirketin bizi memnun ettiği kanaatinde değiliz gibi çoğul cümleler kuruyor musunuz?
Helikopter Anne-Baba
- Yetişkin birey olmuş evladınızı hala iş görüşmesine götürüyor ya da yerinde görelim diyerek sıklıkla iş yerine ziyarete gidiyor musunuz?
- Evinden uzakta okumak, çalışmak durumunda olan evladınızın hala evinin temizliği, çamaşırı,
yemeği ile siz mi alakadar oluyorsunuz? Ya da evinin ihtiyaçlarını hala siz mi alıyorsunuz?
- İşine, okuluna, kursuna, yarışmasına rahatlığından ötürü geç kalan evladınızın bu durumdan ders çıkarması yerine, tüm koşullarınızı seferber edip koşarak gideceği yere yetiştirir misiniz?
- Sorumluluk sahibi olmamasından şikayet edilmesine rağmen, konuya hemen dahil olup ama onun buna şimdiye kadar ihtiyacı olmadı, o böyle birisi diyerek aklama çalışmalarına giriyor musunuz?

Daha buna benzer o kadar soru var ki, üzgünüm ama bunların çoğuna yanıt evet ise Helikopter Anne-Babasınız.
Helikopter Anne-Baba

Aslında anlatılmak istenen evladınızı sevmeyin, onun yanında olmayın değil.
Birey olarak yetiştirin,özgürce karar alabilecek, ayakları yere basan, hatalarından ders alan, düştüğü zaman kalkmayı öğrenebilen, insanlığa hizmet eden çocuklar büyütün içerikli tüm bunlar.
Sürekli peşinde koşmak, hayatına aşırı müdahelede bulunmak, her sıkıntısında aşırı destek ve yardımda bulunmak, en kıymetli varlığınızın ne yazık ki hayatına yapabileceğiniz en düşmanca davranıştır ve kalıcı izler bırakır.

Bu tutumların neticesinde bireylerde kalıcı sorunlar yaratır.

Helikopter Anne-Baba Tavırları Neticesinde Bireylerde Görünen Genel Özellikler;


- Kendine saygı duymama

Kendine saygı duymayan bir birey çevresine de saygı duymayacaktır ve kendini saygın göstermek için nesneleri (lüks bir ev, araba, kariyer, para, v.s) karakterinin bir parçası olarak görüp, kendini saygınlaştırma çabasına girecektir.

- Aile bireylerine (özellikle anneye) bağımlılık- Özgüven eksikliği

Anne, daha cenin karına düşer düşmez evladı ile özel bir bağ kurar ve bu tüm gelişim, yetişme süresinde devam eder. Helikopter ebeveynlerde, anne bu sebeple daha etkindir ve hayatı boyunca anne sözünden çıkmayan, annenin kanatları altından ayrılamayan öz güvensiz bir birey doğar.

- Bastırılan duygular, oturtulamayan kişilik

Ailenin istediği gibi yaşayan, konuşan, karar alan birey; zor da olsa bir kişiliğe kavuşur ancak baskı altında hissettiğinden , kendi doğrularını yaşamayaz. Aileden uzak olduğunda ise yeni limanlara güvensiz adımlar atmayı deneyimler, ailenin hudut sınırına girene kadar bu zevki tadar.

- Yetersizlik duygusu


Birey o kadar çok ebeveynlerin yönlendirmesinde kalmıştır ki, kendi başına yumurta dahi kırabileceğine inanamayacak hale gelir. Çünkü ailesi olmadan o bir hiçtir.

-  Bencillik

Ebeveynler hayatlarının merkezine aldıkları, kendi yaşayamadıklarını direttikleri birey adayına ne yazık ki en önemli, en mühim kişi sensin. Hayatında senden daha üstün kimse olmadı, olmayacak ve herşeyin en iyisine senden başkası layık değil tarzıyla yanaştığından, nur topu gibi egoist bireyler insanlığa karışır.


- Sağduyu yetersizliği


Birey bencil yetiştiğinden, olaylarda ne yazık ki objektif olmayı beceremez.
Her ne yaşanırsa yaşansın, sonucunda onun haklı olması, aldığı zararların bir şekilde temin edilmesi (ki zarar verse bile daha evvelinde hediyelerle ödüllendirildiğinden kendinde hak görür),
karşısında ki insanın üzülmesi, kırılması, darılması düşünemeyeceği kadar kıymetsiz bir olgu haline gelir.

- Karar verme mekanizmasının zayıflığı


 Hayatının dönüp noktasında dahi olsa, anne baba yardımıyla sonuca varabilen, onlar uygun görürse hareket edebilen bireyler, kendi hayatlarını değil,
ebeveynlerin yaşamayı hayal ettikleri yaşamı sürerler.

- Problemler karşısında çözümsüz kalma


Ebeveynler her kaos anında bireyin yanında bulunduğundan, hayatı boyunca bir başına çözüme ulaşamamış birey, en ufak bir sorun esnasında ebeveynlerine koşar. Koşamadığında ise kendini haklı çıkaracak, konu ile alakalı (gerekirse geçmişe dayanarak) argümanlar çıkararak ve kendini ifade etmekten ve karşısında ki kişiyi dinlemekten yoksun bir halde koyu bir tartışma içine girer. (Nitekim ailesi daha sonra müdahil olup onu girdiği tartışmadan kurtarır)


Sonuç mu?

Helikopter Anne-Baba
Tüm bunların neticesinde geleceğe ürkek adımlar atan, güvensiz, değersiz, yetersiz, bağımlı,
obsesif, ifade eksikliği yaşayan, dışarıda çekingen ancak evinin içerisinde agresif ve keskin tavırlı, içine kapanık, hakkını arayamayan, işlerini genellikle başkaları üzerinden halletmeye alışan, kimlik ve kişilik sorunu yaşayan bireyler topluma karışır.


Bunun yerine sağlıklı anne babalar ile kendilerini ifade edebilen, ayakları üzerinde durabilen, inançları arkasında durabilen, karar alabilen, öz güvenli ve sağduyului sevgi dolu nice bireylerin yetişeceği sağlıklı ve mutlu bir dünya hepimizin tek ihtiyacı.

Çocuklarınızın ayakları üzerinde durmasını istiyorsanız, omuzlarına biraz sorumluluk yüklemekten kaçınmayın.


Sevgilerimle,
Medine,


© 2016 Her Hakkı Saklıdır

8 Aralık 2016 Perşembe

Her Kalp Kendi Hayat Melodisini Çalar



Dilini Terbiye Etmeden Önce Yüreğini Terbiye Et.  Çünkü Söz Yürekten Gelir, Dilden Dilden  Çıkar

Mevlana...


Oysa ben neden yaklaşık bir aydır yok olduğumu yazacaktım.
Kapadokya seyahatimi anlatacaktım,
KOSGEB kursunu yazacaktım,
Yıllık izinde nasıl yorulursunuza değinecektim,
Ki birazdan okuyacağınız üzere öyle olmadı, olamadı...

Ne kolay insanların hayatlarını yargılamak.
Hatta kendilerince karşısında ki insanın hayatını,
tanımadan, bilmeden analiz edenlere gıpta ediyorum. Ne cesaret!!!
Peki ya herşey hakkında zikri olup, fikri olmayanlara ne demeli?
Hayat onlar için çok sıkıcı olsa gerek.
Nitekim baktığında seni çözer bu insanlar, tahliller yapar,
kendince de haklı olur ve sıkılırlar, monotonluktan şikayet ederler, akıl verirler.

Değişime gönül verdikçe, insanlarla olan ilişkilerim konusunda istisnasız,
samimiyetim hususunda sınanıyorum.
Gün geçmiyor ki kendimce aldığım önlemleri aşmasın kendini bilmeyen hadsizler.
Hümanist olduğuma lanet etmeme ramak kala bir yerlerdeyim...

Ön yargılı davranmama sözü verdim kendime,
Kapılarımı hemen açmama sözü de verdim ayrıca.
Ama gülen yüzümü eksik edemedim. O zaman kimliksiz bildim kendimi.
Kötü kalpli olmak istemedim, olmamaya da gayret ediyorum üstelik.
Kabalaşmayacağıma dair kendime söz verdim.
Kalitesi olmayan ve bana bir katkısı olmayacağına inandığım tartışmalardan da
uzak kalmak için zaman zaman ekstra çaba gösteriyorum üstelik.
Cahille tartışmamaya, algısı açık değilse anlattığıma nefes tüketmemeye söz verdim.
İnsanların benim hakkında fikirlerini önemsedim,
Ancak eleştirilerinden ders alıp, ağır sözlere takılmadan devam ettim yoluma.
Bunun tersini yapanlara destek oldum, konuştum sakinleştirdim.
Ta ki bugüne kadar...
Tam da destek olduklarımdan biri bugün özel hayatım hakkında kendince yorumlarını sıraladı.
Öyle ki aşağılar vaziyette. Şaşırdım, dondum kaldım.

Verecek çok cevap vardı, bir kısmını verdim.
Devamını getiremedim, dedim ya bir sürü söz verdim kendime.
Belli ki bir yerde bir hata yaptım ki, kendinde yorum yapma hakkı buldu,
çok kızamadım da işte bu sebepten...



Peki kadınlar neden canlarının acıdığı yerden, hemcinsini incitmeye çabalarlar?
Neden kırıldıkları yerden, hemcinsinin de kolunu kanadını kırmaya uğraşırlar?
Kendi yaşadığı mutsuzluğu, neden tüm ilişkilere, kişilere mal ederler?
Neden senin giyimine, kuşamına, konuşmana, oturmana kalkmana yaftalar bulurlar?
Yaşadıkları tüm sıkıntıları, nasıl bir ustalıkla karşısında ki insana da olabilecek gibi bir senaryoyla uygun hale getirebilirler?


Gerçekten de anlamıyorum, anlamakta güçlük çekiyorum.

Her birey kendi içinde,
kendi ruhunda,
kendi yaşamında,
kendi omuzlarının kaldırabildiği derecede,
boğuşmak zorunda kaldığı sorunlarla yüzleşmek zorunda kalıyor zaten...
Sen mutsuzsun diye, sen huzursuzsun diye herkes öyle olmak zorunda değil ki!
Karşında ki, sağında ki, solunda ki insana kendi mutsuzluğunu aşılayacağına,
kendi kaosuna çekeceğine, onun huzurundan, mutluluğunundan, ışığından sebeplensen?
Belki kirlenen ruhun aydınlanır, kalbin bir nebze olsun huzurla kan pompalar, beynin pozitif düşünceyle dolar.
Belki yani işte. Bir umuttur benim ki...

Bir denesen, bir tadına baksan...
İnan bana bir daha pişman olmayacağın, yolundan ayrılamayacağın bir iç huzura erişeceksin.
İşte o zaman senin de çekirdek ailenden başlayıp, tüm çevrene yayılan olumlu anıların olacak.
Kalbini güzelliklerle doldur, ritmine kulak ver, melodisine uyum sağla...





Kendime Not


* Hala insanlarla arana sınır koymayı beceremiyorsun. Bu konu üzerinde daha yoğun şekilde çözümler üretmelisin!

* İnsanlara yardım ihtiyaçları olduğunda, çözümlediğinde gösterdiğin tavrın sonucunda, karşında ki kişi bunu zaten yapman gereken bir durum gibi görüyor. Ya yardım etme, ya da bunun bir yardım olduğunu söyle karşındaki ne!

* Evet ve Hayır deme konularında biraz daha çalış! Taviz verme!

* Kalbini kıran birini beynin affetmesi 6-8 ay sürüyormuş, kalbinde herkese yer verme!

Sevgiyle,
Medine,

© 2016 Her Hakkı Saklıdır

11 Ekim 2016 Salı

YOLCULUK BAŞLIYOR


EGO

Hayatın tüm karmaşasında öz benliğimizden öylesine uzaklaşıyoruz ki, mesafeyi fırsat bilen ego
gelip kuruluyor, kendi cumhuriyetini kuruyor. İşte her şey buradan sonra başlıyor.
Özünden uzaklaşıp, duygularını bastırıp, hislerine yeni yaftalar yapıştırıp, yapmacık bir kimlik ortaya çıkarıyorsun.

Yaklaşık 6-7 aydır bir değişimin parçası oldum ve mutluluğum tarif edilemez.
Daha evvel öfkelendiğim, kızdığım, küstüğüm her konuya daha derinden
bakış atar oldum. Sınavım aşağıda ki dörtlü de daha yoğun oldu.
Anladım ki, bu dörtlü ile egomu bir hayli beslemiş, büyütmüşüm.
Süreç hala devam ediyor, ancak artık karanlıkta yol almıyorum, önümü görebiliyorum,
duygularıma, hislerime odaklanabiliyorum.

Açıkçası egonun tarihçesine, kelime anlamına girmeyeceğim.
Binlerce yazı var bununla alakalı zaten.

Ben, beni yazayım, yolumda ayağıma takılan yaşları yazayım.

1) SEVGISIZLIK


Karşına hep seni ciddiye almayan, dikkate değer bulmayan,
küçümseyen insanlar çıktığını düşündüğün oluyor mu?
Ya da karşında ki insanlarla sıklıkla alay eder misin?
Taklitlerini yapıp, lakaplar takar mısın?
Bir dur ve orada düşün, farkına varmadan neyi kıskandın ya da kıskandı karşında ki?
Neden bunu yapma gereği duydu? Neden bu kadar sevgisiz?


2) DEĞERSİZLİK


Eminim etrafında sürekli kendini anlatan, yaptıklarıyla gurur duyan,
O olmasa dünya dönmekten vazgeçecek algısıyla dolaşan insanlar vardır.
Herkes ona hayrandır, herkesin en sevdiği, en değer verdiğidir.
Bir dur ve orada düşün, farkına varmadığı hangi değersizlik duygusu buna onu yaptırıyor?
Neden bu takdir edilmeye çalışma çabaları?

3)ESARET


Paraya esir olan biriyle karşılaştın mı hiç? 2000 tl maaşla çalışıp, 4000 tl lik çanta ile otobüste
ben zenginim havası yaratan biri? Mutluluğunu sadece maddiyata dayandıran bir kişi?
Ya da gördüğü her insan ile kilo, boy, zeka konusunda kendini üstün gören biri?
Ait olmadığı bir çevreye uyum sağlamak için benliğinden ödün veren biri?
Bir dur ve orada düşün, altında kalıp ezildiği duygu nedir? Nedir bu kendini kabullenememe, ya da insanlara üstün gösterme çabası? Sahip olduklarının esiri olmasına sebep ne?


4) HAKLILIK


 Her durumda ve koşulda, kendini haklı görenler var mı etrafında? Sorun ne olursa olsun, ortada bir durum varsa eğer, mutlaka taraflarda hata vardır.
Bir dur ve orada düşün, farkına varmadan neden kendini ispat etme gereksinimi duyuyor? Neden kişinin kendini haklı görme çabası?

Tüm bu sorulara kendimle yüzleştiğim anda cevap verdim.
Yukarıda ki soruların cevabını da buldum.
Tüm bunlar için  önce kendimi sevdim.
Kendimi tanıdım.
Hislerimi, duygularımı bildim.
'Ben'i keşfettim.
Özüme yolculuklar yaptım.



Hadi bir bilet kes sende kendine, başla en anlamlı seyahatine...

İyi Yolculuklar...
Sevgiyle,


© 2016 Her Hakkı Saklıdır