31 Temmuz 2017 Pazartesi

Eyyyyy Ruhhhhh Geldiysen Gelmeeeee !!!!


KORKU FİLMİ DENİNCE AKLA GELENLER


Avrupa'nın para normal aktivite diye adlandırdığı, kimilerinin Vampir diyerek korktuğu, bizim topraklarda 3 harfli dediğimiz Cin olayları ile büyüdük.

Bizde korku filmi dediğiniz zaman aklınıza üç harfli olaylar silsilesinin işlendiği çekimler olur.

Diğer ülkelerde; cani cinayetler, vampirler, para-normal olaylar işlenirken biz de ise cin çıkarma,
ayakların ters döndüğü olaylar falan alıp başını gidiyor.



Size bir korku filmi senaryosu anımı anlatayım mı?

Bu kadar masum olmasını isterdim doğrusu...

Üniversite yıllarında, 5 kız aynı evde kalıyoruz.
Annelerimiz geliyor ara ara bizleri bir süre idare edecek gıda takviyeleri yapıp gidiyorlar.
Yine bir yaz günü, finallerin olduğu zamanlardan 1-2 hafta evvelinde,
 bir arkadaşımızın annesi geldi.
Anne, astral seyahatlerde ve spiritüel konularda kendini aşmış durumda.
(Nereden bilirdim ki bu zamanlarda bende bu olaylara kafa yoracağım)
Tüm yakın arkadaşlar bize bir fal baksa, bir şeyler söylese derdinde.
Ama güzel annemiz, illa ki sana bakcam, senin cinlerin var diye taktı bana.
Zaten çocukluktan korkarak büyümüşüm, bir kaç yetişme çağında bilumum cin
çağırma, gelecekten soru sorma gibi amatör girişimlerim olmuş. Ama pat diye cinin var
denilmez ki canım...
Teyzeyle evde kovalamaca oynuyoruz bildiğin.
Ne kadar kaçsam da o evde, yakalandım bir gün, kimsecikler yok, baş başayız.
Bizden başka kimse yok, evde in cin top oynuyor :)

Yerde karşılıklı konumlarımızı aldık, aramızda yarım metre kadar mesafe var.
Ama ben nasıl yalvarıyorum, istemiyorum bana bakma, bir şey öğrenmek istemiyorum diye ağlıyorum, daha o başlamadan.

Tabi ki işe yaramadı, transa geçti benim yalvarmalarımın da yoğun etkisiyle :)
Dizlerimizin üzerinde yerde minderlerin üzerinde otururken, birden geriye düştü,
baygın gibi, kendinden geçti.
Malum ben Adana'dan gelmişim, Antalya'da yaşıyoruz.
Adana evimizi bilen sadece bir kız arkadaşım var ev ahalisinden o kadar.

Ve Ruh Geldi ...

Kadın başladı bana Adana'da ki evi tarif etmeye, ama öyle böyle değil.
Duvarda ki tablolara, bahçede ki ağaçlara kadar anlattı.
Gel de daha çok korkma... Benim ağlama şiddeti hızlandı,
yere çivilendim, burnumu silecek peçete almaya dahi kalkamıyorum.
Kendine geldikten sonra bana;
'2 tane cinim olduğunu, hatta isimlerini (birinin adı Samet, diğerini hatırlamıyorum) söyledi. 
Onları isimleriyle çağırırsam, bana görüneceklerini, yardım ihtiyacım olduğunda iletişime geçebileceğimi ' söyledi.
Ben tabi ki inkar ettim ve inanmadım...

Gel gör ki o susmadı, sen görmek istemedikçe, onları yok saydıkça, sana kendilerini daha çok göstermek isteyecekler.
!!! Gözün bir yere dalarsa dikkat et, orada belirirler, tv de karıncalı ekran gelir birden önüne görünürler !!! dedi.
Hatta gece yarısı bir kaç tanıştırma girişiminde bulundu, nasıl olduysa ben kaçmayı başardım.
Bilinçaltıma çocukluk hikayeleri yanına, daha ağır bir travma daha eklendi.
Otobüste, derste, yemekte hiç aklımdan çıkmıyordu dedikleri.
Acaba buradalar mı? Acaba yanımdan bir şey mi geçti?
Ne zaman gösterecekler kendilerini?
O kadar ağır bir şekilde zihnimi meşgul ediyordu ki, tek başıma duş almak dahi işkence olmuştu.
Her an korkuyla tetikteydim.

O gün olanlar oldu...


Bir akşam (hem okuyup, hem çalıştığımdan) işten geldim, tv açtım ve uzandım koltuğa.
Malum öğrenci evi, tv olması bile lüks evde. Televizyonumuz siyah beyaz görüntü veren, kumandasız eski tip tüplü ünitelerden. Muhtemelen ev sahibimizin çeyizinden kalma...

Kafası eserse bazen renkleniyor ekran o kadar. Tabi biz siyah beyaz renk tonlarında o kadar uzmanlaştık ki, aslında görüntüde ki renk kırmızı mı, yeşil mi, sarı mı? çözebiliyoruz :)

Ev arkadaşlarımın üçü Fransızca dersi alıyor ve o gün sınavları olduğundan evde yoklar.
Diğer arkadaşım da dışarıda arkadaşlarıyla. Dedim ya 5 kızız, kalabalığız evde ama o kadar
popülasyon olan evde tek başıma yakalandım...

Ben koltukta, sırtım tv ye dönük uzanmış, kulağımı yara eden küpeyle oynarken,
birden televizyon sesinde ki gariplikten, değişik kanallara geçtiğini fark ettim.
Panikle kafamı çevirdiğimde, 8-9-10 diye yükselen ve değişen kanallarla birlikte,
aşağıda artan ses açılma görüntüsünü gördüm. Eski televizyonları hatırlarsanız,
aşağıda çizgilerle ses yüksekliğini belirten VOL ya da SES yazar yanında küçükten büyüğe doğru artan sıralanmış dikey çizgiler bulunur.  (renkli ise tv, yeşil olur o çubuklar :) )
Hayalet misin? Cin misin? Nesin?
Telefonumu aldığım gibi yerimden fırladım, tvnin fişini çektim, kendimi balkona attım.
Mayıs sonu olsa gerek tarih olarak, çünkü kızlar final sınavındalar. Ve üzerimde yazlık kıyafetler var, ama dışarıda havaların dengesizliği yağmur.
Hemen kızları aradım, gelmeleri lazım ama geç kaldılar.
Şansıma tüküreyim ki Osman Hoca, 2.öğretimlerle birlikte sınav yapmaya karar vermiş...
Ve daha sınava girmemişler bile.
En iyi ihtimalle akşam  9-10 gibi evde olacaklar.
Diğer arkadaşı aradım, çok uzaktayım 1 saate gelirim dedi.
Çaresizlikten kıvranıyorum, sanki balkonda beni bulmaları imkansız gibi, serin havanın etkisiyle
titrer halde sakinleştirecek bir ses duymaya çabalıyorum.
Babamı aradım, kumandanın üzerine yatmışsındır dedi.
TV kumandalı olsaydı bu rahatlatıcı bir ihtimal olabilirdi ancak kumandasız...

Neyse telefonda, diğer arkadaş gelene kadar, dualar okuttu bana annem-babam.
Kızlardan birisi geldi, ki onun annesiydi beni korkuya salan :)
Annesini aradı, bir kaç dua verdi, onları okuduk.
 'Medine onları görmeyi reddettiği için bunları yaşıyor, bekleseydi ekranda onlar belirecekti'
diye de ekledi tabi. Bu sözün üstüne neye yaradı peki okuttuğun dualar teyzem yaaa :(

Güllü Yasin Nasıl Hatim Edilir?


Biz o gece güllü yasin diye bilinen dua kitapçığında ki duaları, herhalde 100 kere okuduk uyuduk.
Benim huzursuzluğum daha çok arttı, kızlarda tedirgin oldular ve biz olaya tamamen inandık, varlıklarını kabul ettik. Ben tek değilim, aslında 3 kişiyim...
Allah'tan kızlar kirama zam yapmadılar :)

İnsan garip bir mekanizma, unuttuk yaşananları. Benim tedirginliğim devam etse de,
arkadaşlar kabullendi olayı ve normale döndük hızlıca.
Mutlu mesut yaşamımıza devam eder olduk, gündemimizi değiştirdik.
Tabi ki bir takım önlemler alarak :)
Ama bana dualar yazıldı yastık altına, cevşenler yapıldı,
duşa girdiğimde kapıda arkadaşım bekliyor gibi önlemler de aldık.
Hoş görünseler n'olacak bilmem ama o zaman kendimi bir nebze güvende hissediyordum işte.

Çığlık At- Ev Ahalisini Salona Topla- Abdest Al-Güllü Yasin Duaları Oku

Korkma Korktukça Sıra Sana Gelecek...

Bir gün evi temizlerken, aynı olay kızlardan birinin başına geldi.
Demek ki sadece bana değil, ona da görünmek istiyor diye içimde sevinmedim desem yalan olur :) Bu sefer kimseyi aramadık, çözümü biliyoruz. Açıldı Güllü Yasin duaları, okundu ve rahatladık.

Bir kaç hafta sonra bu sefer diğer arkadaşa aynısı oldu, iskambil kağıtlarıyla salonda tek başına fal bakarken, tv de kanallar değişmeye başlıyor, ses açılıyor.
Artık alıştığımızdan, hemen çığlık atıyoruz, ardından tv fişini çekiyoruz, abdest alıp, Güllü Yasin hatim ediyoruz.

Tek yakalanmaya gör, hemen aynı taktikle ortaya çıkıyorlardı...


Biz gündemimizi değiştirdik desek de onlar çok ısrarcıydı, artık evde yalnız olmamıza dikkat etmiyorlar, hepimiz evdeyken, hangimiz salonda tekse ona aynı taktikle görünmeye çalışıyorlardı.
Günler öyle böyle derken geçti ve yaz tatili geldi.
Kızlardan birisi Bursa'ya ailesinin yanına gitti.
Ama hepimiz ağır travmalar yaşıyoruz. Kimse bize inanmıyor, ama yaşadıklarımızın hepimize ayrı ayrı olması kafada soru işaretleri yaratıyor.
Cesaretimiz yok ki sonuna kadar izleyelim, karşımıza ne çıkacak görelim.
Sonunu neden bekliyorlar? kapatacağımızı biliyorlar, fişi çeksek bile görünmesi gerekmez mi? soruları beynimizi yakıyor, kavuruyor...

****

Neyse bizim Bursa güzeli kızımız, annesi ile o dönem çok revaçta olan bir komedi filmini izlemek üzere sinemaya gidiyor. Sinemada film öncesi gösterilen reklamlar ve vizyona girecek film tanıtımlarında, birden bire ekranda kanal değişmeye başlıyor. Ses açılma görüntüsü geliyor.
Kızımız 'buraya da mı geldiniz? yeter' diyerek salondan kaçmak üzere ayaklanıyor. Fişini çekemediği için, kaçmak en iyi çözüm takdir edersiniz ki.
Annesi sakinleştiriyor ve oturtuyor kızımızı.
Ve o zaman anlıyoruz, bilince ne yüklersen, neye inanırsan, her gördüğünü ona bağlarsın,
kendini ona inandırırsın.
Bir reklam filmi hayatımızı bir kaç aylığına meşgul etmiş, ve bize korkmak fiilini hakkıyla yaşatmış.
Tabi hemen hepimizi aradı, rahatlattı, güldük, nasıl kandık biz buna dedik.
Acı da olsa farkındalık kazanmış olduk :)

Bu anı ile kendimize pahalı bir farkındalık kazandırmış olduk
Yıllar sonra bu anıyı kaleme aldım, reklam filmini sizlerle paylaşayım istedim.
Ama bulamadım :(

Şimdi tekrardan kafamda deli sorular? Acaba gerçek miydi????

Sevgilerimle,
Medine,

© 2016 Her Hakkı Saklıdır

Bunlarda İlginizi Çekebilir

4 yorum:

  1. Gerçekten de çok ilginç bir hikâyeydi. Nasıl da etkilenip gerçekleri göremiyoruz, inanılmaz :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. İşte ney inanırsak O'yuz aslında. Bakış açımızın değişmesine ramak kala noktalarda direnip kaldığımız zamanlar oluyor. Oysa hayatımızda ki ufak perde aralanması, kendi dünyamızı değiştirebilir. :)

      Sil
  2. Halka filminin senaristi senmisin yoksa ? Bak doğru söyle küserim.🤣🤣🤣

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Halka filmi diyince bak onda da bir anım var :) Yağmurlu puslu bir günde, sinemada 2 kişi sadece izledik filmi :) Sonra psikopata bağladık :) Bu kadar korkan biri nasıl korku filmi senaryosu yazsın dayım :)

      Sil