30 Mayıs 2017 Salı

TRAJİKOMİK BİR ERASMUS HİKAYESİ


FRANSA'NIN MEDİNE İLE İMTİHANI

Okuyacağınız satırlar tamamen gerçek hayat hikayesi olup, baş rolde ise tabi ki ben varım :)
Hayatımda zaten aksiyonsuz bir günüm geçmiyor ama bazıları var ki, hakikaten olduğu anda can acıtıp, üzerinden zaman geçince güldüren türden...

ERASMUS PROGRAMI MI?

Efendim biliyorsunuz üniversite de öğrenci değişim programları var.
Bende liseden içimde uhde kalan Fransızca aşkıyla, zorunlu dil sınavını geçince, seçmeli yabancı dilde Fransızca'ya zıpladım. Zaten kararsız olsaydım da aynı tercihi yapardım muhtemelen. O kadar minnoş, sevimli ki hoca, insan alı koyamıyor kendini.
Neyse başarılı bir eğitim öğretim yılı sonunda, benim de inekliğimden mütevellit, Fransa - Nimes 'de ki Institute Vatel'e gitmeye layık gördü hocamız. Dört kız seçildik, üçümüz aynı sınıftayız, çömeziz, birisi de üçüncü sınıftan.

Hayatımda ilk defa pasaport çıkarıyorum, ama fotoğrafım eblek ötesi. O pasaporta ilk defa Schengen Vizesi basılıyor, vize fotoğrafı su götürmez eblek. Hani hiç konuşmasam o fotoğrafla bana kesin 'ay yazık ya bu salaklıkla napacak ki bu gariban orada' muamelesi görüyorum.


Arada kendimle ilgili mini bir bilgi vermek istiyorum. Hayatını derslerine adamış, çevreden bi haber, bildiğin saf, temiz yurdum insanıyım. Üniversite bile bozamamış düşün. Çünkü kendim gibi saf insanlarla beraberim yine. Allah'ın sevgili kuluysam demek ki o zamanlar. Düşünün ki askere uğurlanır gibi Ceyhan'dan otobüse bindirilmişim. Ne de olsa çevrede yurtdışına öğrenci olarak gidecek ilk kişiyim. Havam batsın demek isterdim ancak bu sevinci bile o zamanın en saf sevgi gösterisiyle yaşayan birisiyim, ancak şu günlerde şükür duyabiliyorum.  Rahmetli anneanneciğim kutu kola, fanta almış mahalledeki bakkaldan. Aile dostumuz ayakkabı kutusunda, pastalar, börekler getirmiş. Komşumuz elli tl sıkıştırmış cebime. Bir de bolca dualar var okunan, sağ salim gidip gelsin diye. Malum bir fetih söz konusu :) Anneannemin yine 2 alt 3 üst al yeter kızım tembihine rağmen, hani 50 kg alan battal boy sandık valizler var ya onla yola çıktım. Bunları aklınızda tutun zira sık sık gelecek karşınıza.

Neyse efendim, Osman Hoca (Fransızca eğitmenimiz) sıkı sıkı tembihledi, sakın birbirinizden ayrılmayın, birlikte hareket edin, sahip çıkın birbirinize. Tam da onun dediği gibi yaptık :)
Uçak saati sebebiyle, gideceğimiz yere de trenin ertesi sabah olmasından ötürü, 1 gece Paris'te kalmamız gerekiyor. Bizim 3.sınıf kızımız benim akrabam var orada kalırız dedi, bütün organizasyonu yaptı. Onun akrabası olur da benim olmaz mı? Can Mustafa dayım var orada, benim gittiğimi duyacak, başkasının evinde kalmama izin verecek. Ben de onu aradım, 'ev küçük hepinizi ağırlayamam ama seni bırakmam' dedi. Biz alanda indik, kızları bahsedilen akraba aldı. Apar topar vedalaştık sabah 10:00 treninde buluşuruz diyerek ayrıldık. Ben, masum köylü olarak, Mustafa dayı rehberliğinde, Champs-Elysees senin, Eiffel benim, Concorde Meydanı bir başkasının sabahın 3 üne kadar gezdik. Sabah erkenden geri kalktık, benim sandıkla çıktık, Gare du Nord ' a geldik.
Gare du Nord
Ben ne bileyim o kadar büyük olacağını tren garının, gördüğüm tren garları malum. Biz kara tren çocuklarıyız, adamlar hızlı trenle seyahat ediyorlar düşün. Tabi o kadar büyük bir tren garında takdir edersiniz ki arkadaşlarımı bulamadım.

ARAMA ÇALIŞMALARI

Dayım soruyor
-Adamın numarasını aldın di mi?
*Hayır!
-Kızların numarası var mı?
*Var ama kapalı!
-Adamın ismi ne?
*Bilmiyorum! Sadece 1,55-60 boylarında kel olduğunu biliyorum.
-Ah Medine ah....
(!!! Söylemeye korkuyorum, bizim sınıfta ki kızlardan birinin elinde dosyası olduğundan, tüm okul kayıt evraklarımı, pasaportumu onun dosyasına verdim ve almayı unuttum)
-Burası büyük bir alan, sen karşıdan ben buradan, tüm bölümleri geziyoruz, kızların isimlerini veriyoruz, tren bileti almışlar mı soruyoruz.
*Tamam dayı.

Tabi bizim gördüğümüz okulda ki Fransızca şundan ibaretti, sabah uyanırım, dişlerimi fırçalarım, cafeye giderim, kahve içerim, (ara sıra hocanın keyfine bağlı) piyano çalarım, eve gelirim, dişimi fırçalarım, saçımı fırçalarım, uyurum. Gramerde iyi de, pratikte ki Fransızca bunları ifade etmekten öte değil. Gel adamlara arkadaşlarının tren bileti alıp almadığını sor. Bir de nasıl fenalar, İngilizce konuşmuyorlar, Fransızcam nasıl başlarsam başlayayım, saçlarımı fırçalarım, dişimi fırçalarım, uyuruma bağlanıyor, adamlar bana tip tip bakıyor, kim bu deli dercesine.

Neyse ben ağlaya ağlaya elim boş başa döndüm. Dayım 'yok kızım bunlar burada, sözleştiğimiz trene ben biletini aldım, gel trende buluruz onları ' dedi. Benim sırt çantam, sandığım ve ayakkabı kutusunda ki kurabiyelerim, böreklerim ile treni baştan sona tanıdık yüzleri aramam zaten hali hazırda yerini alanların dikkati çekti. Dayım sonda indi, dedi ki senin yerin en başta, git oraya otur. Yeniden tüm ağırlıklarla en başa yürüdüm, yerleştim. Tabi eşyalardan bana arta kalan yere sığmaya çalıştım.

Tren hareket etti, benim sinirlerim boşaldı. Ağlıyorum, etrafı izliyorum. Çıkardım günlüğümü, olanları yazıyorum. 3 saat sürdüğünü söylemişlerdi Paris - Nimmes arası. Tam 3 saat sonra ben toparlanırken, camdan hızla geçen yazıları gördüm.
Bienvenue Nimes (Hoşgeldiniz)
Aurevoir Nimes (Hoşçakalın)
Şaka mı bu? Cama yapıştım, durmadı tren.

Azıcık açılan Fransızcam'la araya diş fırçalama, saç taramayı ekleyerek tabi ki derdimi anlattım, salya sümük. Tabi ki kimse yardımcı olmadı, herkes biz mi hemen zıplasın?. Zaten tipimde hayır yok, o sandıkta belki de 50 parçaya böldüğüm eski sevgilimi taşıyorum, elimde bir ayakkabı kutusu, kim güvenir de yardımcı olur.

Ben ilk durakta indim, zırlaya zırlaya. Marseille imiş orası. Trenden indiğim yerden karşıya geçmem lazım, tüm o eşyalarla. Hiçbirinden vazgeçmeden, merdivenlerden çıktım (üstelik yürüyen merdiven değil) karşıya geçtim, orada ki danışmaya gittim. Zenci bir din kardeşimiz tabi ki benimle ilgilenmedi, başından savdı. 'Karşıda ki trene git bin' dedi. Tekrar geçtim karşıya, meğer bölümlere uygun durman lazımmış, duramadığım için, tren geldi kapılar açıldı kapandı, ben harekete geçene kadar gitti, arkasından el salladım. Yine ve yeniden tüm eşyalarla karşıya geçtim merdivenlerden, kanter içinde. Tabi benim musluklar açıldı, yine başladım ağlamaya.
O arada bir Hintli, halime acıdı, ki zaten bahsetmiştim, bunları yaşamadan evvel de acınacak bir yüze sahiptim, düşün o zaman ki durumu. Dedi ki, 'senin trenden inmemen lazımdı, o tren geri dönecekti ve Nimes'de duracaktı'. Bir bilet ofisine götürdü, ücretsiz bana yeni bilet kestirdi sağ olsun. Ve tekrar karşıya geçmemi söyledi!!!!

O eşyalarla nasıl bir işkence yarabbim, tekrar merdiven çık, yürü, bir daha in.

Bu sefer deneyimliyim, sistemi kavradım, binmem gereken yerin en ön safında yerimi aldım. Tren geldi, kapılar açıldı, ben ise savaşa gidercesine, inenleri ezerek yerleştim trene. Ama oturmadım, kafaya koydum, tren bir daha geçerse durmadan,bir şekilde toparlanmakla vakit kaybetmeden durduracağım treni. Kendimi yine de garantiye aldım, çok uzun cümleler kurmadan, Nimes di mi? diye sorularla onay aldım ve gözüme 6-7 kişiyi kestirdim. Birimiz kaçırsak, diğeri kaçıramaz nasıl olsa. Vel hasıl ayak üstünde, sol elimde ayakkabı kutusu (nimet yere de konmaz ki), sol elim valizin tutacağında, hazır nazır bekledim ve indim tam yerinde trenden. Artık açıldığım için, bir teyzeye gittim, nasıl telefon ederim diye sordum, karşıda bir yeri gösterdi oradan telefon kartı al dedi. Eşyalarımı çaktırmadan onun yanına bıraktım, hemen Osman Hoca'yı aradım. Keşke aramasaydım, bir sürü kızdı, neden ayrıldın arkadaşlarından, onların başına neler geldi biliyor musun sen? Bekliyorlar seni ara bul onları, birlikte gidin okula dedi kapattı. Ben başıma gelenleri anlatamadım bile...
Bu arada dayım da bir arkadaşını organize etti, o beni alıp götürecek okula. Ama gel gör ki ne kızlar var ortalıkta, ne de dayımın bahsettiği kadın.Dayım bana oranın Turkcelli sayılan Orange hattı almış, bir türlü açılmadı derken bir baktım telefon çalıyor. Arayan dayım!!
- Neredesin? arkadaşım seni bekliyor, bulamıyor kaç saattir?
*Dayı beni yanlış trene bindirmişsin sen (çamur atıyorum adama birde)  Marseille indim v.s hikayeyi kısaca anlatıyorum.
-Kızım ben sana demedim mi? Hızlı tren bu Marseille direk gidiyor, dönüşte Nimmes duracak diye.
*Duymamışım ben onu dayı. (Geri basma operasyonu)
-Tamam git anons yaptır, kadının adı Françesca.
*Tamam dayı.

Al yeni bir aksiyon daha... Gittim anons merkezine,
*Bayan Françesca lütfen danışmaya!!! ananonsu geçtik.
Ses yok.
*Türkiye'den gelen kızlar ad ve soyadları ile birlikte lütfen danışmaya anons geçtik.
Ses yok.
Baktım olmuyor,
*Medine Sarı'yı bekleyen var mı? Varsa danışmaya lütfen anonsu geçtik.
 Fransızcam ilerledi farkındaysanız :) Her ne kadar bu yaratıcı anonsumla tarihe geçsemde, ne yazık ki yanıt gelmedi.

Baktım olacak gibi değil, taksiye binmeye karar verdim. Ama gel gör ki elimde hiç bir evrak yok, hepsi diğer kızda :)
Taksici neresi dedi, Institute Vatel dedim. Hotel Vatel mi? Institute Vatel mi? sorusuna artık bağırasım geldi. Bitmedi mi Allah'ım derken, saatli bomba patlamasına saniyeler kala yapılan kablo seçimi gibi okul olanı dedim ve gittik.
Bir baktım bizim kızlar kapının önünde oturuyor, o arada taksiciye 200 eur verdim, 20 eur olan taksi ücreti için. Adam helal süt emmiş :) para üstümü verdi.
Institute Vatel - Nimes
Hiç bu kadar mutlu olmamıştım, kızlar bana trip atıyorlar tabi başlarına olaylar gelmiş. Onları alandan alam adamın karısı istememiş kızları, adam geri getirmiş tren garına. Orada da sabahlamak yasak olduğundan, kızları pitbulların olduğu bir yere kapamışlar. Onlarda sabah ilk trenle gelmişler okula. Benim hikayem onlarınkinin yanında sönük kaldı tabi. İkidir hikayem prim yapmıyor neler yaşadım oysa...

Netice de ısrarla nimettir diyip yere dahi koymadığım Nuran Teyzemin pastaları börekleri, rahmetli anneannemin kutu kolaları, fantaları bizi besledi. Yurt parası, depoziti derken, elimizde para kalmadı. sabahtan akşama okul, sonra çalışma derken, marketlerin 6 da kapanması, oraları tanımamız, düzene alışmamız derken bize can oldu güzel yürekli insanların yaptığı yolluklar.

Sonuç ne mi derseniz? Bir kadın her şekilde başının çaresine bakabiliyor. Güzel kalpli insanların duası dünyanın diğer ucuna dahi seninle gelebiliyor. Karşında ki insanın emeğine, gönlünden geçene hor bakmazsan, o sana ilaç oluyor, derman oluyor, aç karnını doyuruyor.
Eblek bir surat ifadesi, yurt dışında acındırıcı bir faktör sayılmıyor, tecrübe ile sabit :)
Haaa birde ne kadar bilsen de bir dili, dişlerimi fırçalarım, saçımı fırçalarım, uyurum asla unutulmuyor... :) :) :)


Sevgiyle,
© 2016 Her Hakkı Saklıdır

Bunlarda İlginizi Çekebilir

6 yorum:

  1. Kaptırdım, okudum. Bazen bavul ya da yollukları ben taşıyayım diye davranmış bile olabilirim. Benzer şeyleri yaşadım ondan mı bilmiyorum -bu kadarını değil- hem ah ah dedim hem de sizin güldüğünüz yerlerde güldüm. Biz cesur bir milletiz, evet iki kalıp cümle ile yabancı ülkeye gideriz, ancak siz de gözlemlediniz mi? İnsan zorda kalınca bir açılıyor bir konuşmaya başlıyor ki.. Fransa hep duyarım aşırı milliyetçiliği ve batasıca egoları yüzünden en zor öğrenci yeri. Ben de bir ara gitmeye niyetlenmiştim, okulda yaabancı dilim fransızca idi, iş hayatında zaten öğrenmek istediğim dil olan ingilizce kurslarına gittim ama bir ara Fransa ya gideyim bari onu ilerleteyim dedim, sonra vazgeçtim. Herkes kimse konuşmuyor artık sen ingilizceni geliştir dedi. Kariyerimin ortasında ben de hem de baby sitter olarak gittim. Evet azıcık daha öğrendim ama aksiyon ve komik bazen de sıkıntılı durumlar yaşadım. Sizin ki tam aksiyon olmuş, kısa film tadında. Kekler börekler ne tatlı gelmiştir, dualı dualı.. Sevgiler..

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Kesinlikle, giderek açıldı dilim. Ama inanılmaz egolu insanlar Fransızlar. Sizde zaten yaşamışsınız. En güzel dil zaten bebekten , çocuktan öğreniliyor. Bir çok Avrupa ülkesini gördüm ama Fransızları ego ve robotik yaşam hususunda apayrı bir yerde en başta tutarım sanırım.:)

      Sil
  2. Ay ne zor olmuş gerçekten insan okurken hem gülüyor hem üzülüyor. Erasmus herkes de yan etkilerini eksiltmeden gösteriyor demek ki.
    Türkler deki samimiyet kimsede yok zaten ama Fransizlardaki soğukluk da ayrı bir boyut :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Tabi şimdi gitmekte ne var ki, teknoloji, denen bir şey var. Bize yazıktı o zaman hakkaten ya :)

      Sil
  3. Gülerek okudum başınızdan geçenleri çok iyi tasvir etmissiniz:)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Yaşarken üzüntüden, anlatırken gülmekten ağladığım anılardan :)

      Sil